TÜRKİYE'DE MAVİ MARMARA DAVALARI

MAVİ MARMARA CEZA DAVASI

DAVANIN GÖRÜLDÜĞÜ MAHKEME: Türkiye İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2012/264 Esas

DAVACI: Kamu adına

SANIKLAR:

1- İsrail Genelkurmay Dönem Başkanı Korgeneral Gavriel Ashkenazi

2- Deniz Kuvvetleri Komutanı Koramiral Eliezer Marom

3- Hava Kuvvetleri İstihbarat Sorumlusu Tuğgeneral Avishai Levi

4- İsrail İstihbarat Başkanı Tümgeneral Amos Yadlin

MÜŞTEKİ/MAĞDUR: Şehit yakınları, gemilerde bulunan 37 farklı ülkeden mağdurlar, suçtan zarar gören diğer kişiler

SUÇLAR: Kasten adam öldürme, kasten adam öldürmeye teşebbüs, nitelikli kasten yaralama, kasten yaralama, nitelikli yağma, deniz ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma, nitelikli mala zarar verme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, eziyet suçlarını azmettirme

31.05.2010 günü İsrail silahlı güçleri tarafından yapılan saldırıda işlenen suçların soruşturulması ve faillerin cezalandırılması taleplerini içeren suç duyuruları olayın hemen akabinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na ve farklı şehirlerde ikamet eden mağdur yakınları tarafından o şehirlerdeki savcılıklara ulaştırılmıştır. Başsavcılık makamınca soruşturulması yürütülen dosyanın hazırlıkları, Filo yolcularını İsrail’den getiren uçakların İstanbul Atatürk Hava Limanı’na inmesinin ardından, mağdurların tamamının Adli Tıp Kurumu’na intikal ettirilmesiyle sürdürülmüştür. Adli Tıp Kurumu tarafından mağdurların ilk fiziksel muayeneleri gerçekleştirilmiştir. Ağır yaralı ve yaralı olarak getirilen Filo katılımcıları, hastanelere sevk edilerek tedavi altına alınmıştır. Şehitler ise Adli Tıp morguna alınarak teşhis ve otopsi işlemleri gerçekleştirilmiştir. Mağdurların tamamına yakınının ifadelerine başvurulmuştur. Şehit olan, yaralanan ve gemilerde bulunan mağdurların “İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için Hazırlanmış İstanbul Protokolü” çerçevesinde Adli Tıp raporları alınmıştır. Mavi Marmara, Defne Y ve Gazze I gemileri Türkiye’ye getirildiğinde savcılık nezdinde ilk olarak savcı ve olay yeri inceleme ekipleri gemiye binmiş ve gemide detaylı bir inceleme gerçekleştirmiştir. İsrail yetkililerinin tüm delil karartma işlemlerine rağmen gemilerde yapılan incelemelerde birçok yeni delile ulaşılmış ve hazırlanan rapor soruşturma dosyasına dâhil edilmiştir. İsrail’in saldırıdan hemen sonra zorla el koyduğu video ve fotoğraflar dışında gizlice kurtarılabilen veya canlı yayın ile yayına verilebilmiş olan tüm video ve fotoğraflar da soruşturma dosyasına dâhil edilmiştir. Ayrıca Gazze Özgürlük Filosu’nun karar aşamasından hazırlığına ve yolculuğun başlamasına kadar tüm süreci içeren bilgi ve belgeler, İHH İnsani Yardım Vakfı dâhil Filo organizatörü kuruluşlar tarafından savcılığa ulaştırılmıştır. Savcılıkça elde edilen diğer tüm bilgi ve belgeler de soruşturmaya dâhil edildikten sonra şüpheliler hakkında araştırmaya gidilmiştir.

Bu süreçlerin ardından 29 Mayıs 2012 tarihinde iddianame hazırlanmış ve Mavi Marmara saldırısının faillerinin kasten adam öldürme, kasten adam öldürmeye teşebbüs, nitelikli kasten yaralama, kasten yaralama, nitelikli yağma, deniz, demir yolu veya hava yolu ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma, nitelikli mala zarar verme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve eziyet suçlarını azmettirme suçlarından dolayı her bir mağdur için ayrı ayrı, toplamda binlerce yıla tekabül eden mahkûmiyet kararıyla cezalandırılmaları talep edilmiştir.


Başlangıç için maruf kimseler olmaları ve operasyonu bizzat yönettiklerine dair kuvvetli deliller bulunması, İsrail medyasına verdikleri beyanatlar, İsrail’in oluşturduğu Turkell Komisyonuna verdikleri ifadelerdeki ikrarlar nedeniyle İsrail ordusunun dört üst düzey komutanı hakkında, İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (Dosya No: 2012/264 E.) “saldırı emrini vererek bu suçları azmettirdikleri” gerekçesiyle dava açılmıştır. Davada, İsrail Genelkurmay Başkanı Gavriel Ashkenazi, Deniz Kuvvetleri Komutanı Eliezer Marom, Hava Kuvvetleri İstihbarat Sorumlusu Avishai Levi ve İsrail İstihbarat Başkanı Amos Yadlin firari sanık olarak yargılanmaya başlanmıştır.

Diğer sorumlu asker veya sivil kişiler hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda sürdürülen soruşturma hâlen devam etmektedir ve bu sorumlular da gerekli prosedürler tamamlandığında davaya eklenerek yargılamaya dâhil edilecektir. İHH İnsani Yardım Vakfı’na ve dava avukatlarına, Filo’ya yapılan saldırıya katıldıkları belirtilen diğer İsrail komutanlarının ve askerlerinin bilgilerini içeren ihbar mektupları ulaşmaya devam etmektedir. Bu bilgiler de Soruşturma Savcısı ile paylaşılarak incelemeye tabi tutulmakta ve dava dosyasına dâhil edilmektedir.

İsrail askerî birlikleri, Mavi Marmara’ya ve Gazze Özgürlük Filosu’nun diğer gemilerine İsrail kıyılarından yaklaşık 72 mil açıkta, uluslararası sularda müdahale etmiştir. BM Anlaşması’nın 51. Maddesi’ne göre, bir devletin meşru müdafaa hakkını kullanabilmesi için, silahlı saldırıya uğraması veya bu yönde açık, yakın bir tehdide maruz kaldığını ortaya koyması zorunluluğu vardır. Uluslararası Adalet Divanı, kararlarında, böyle bir saldırının silahlı olması şartını, özellikle aramıştır. Meşru müdafaa hakkının temel kuralı olan orantılılık ilkesinin söz konusu olayda hiçe sayılmış olması -gemide bulunan müşteki mağdurlarda herhangi bir silah bulunmadığı uluslararası raporlarda kesin olarak belirtilmiştir- saldırıda önleyici meşru müdafaa hakkının hukuki gerekçelerinin hiçbirinin bulunmadığını açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Gemide öldürülen dokuz insani yardım gönüllüsünün vücutlarından toplam 39 adet kurşun çıkarılmıştır. İki insani yardım gönüllüsü henüz askerler gemiye inmeden helikopterden açılan ateş sonucu hayatını kaybetmiştir. ABD vatandaşı olan 19 yaşındaki Furkan Doğan, ilk olarak üst güvertenin ortasında, elindeki küçük video kamera ile çekim yaparken gerçek kurşunla vurulmuştur. Furkan Doğan yüzünden, kafasından, sırtından, sol bacağından ve ayağından olmak üzere toplam beş kurşun yarası almıştır. Furkan Doğan, yüzüne sıkılan ve tam sağ burnundan giren kurşun hariç bütün yaralarını vücudunun arka kısmından almıştır. Adli Tıp Raporu’na göre, yüzündeki yaranın etrafındaki izler çok yakın mesafeden kafasına ateş edildiğini göstermektedir. Ayrıca kurşunun alt taraftan yukarıya doğru hareket ettiğinin anlaşılması ve kurşunun çıktığı yer, Furkan Doğan’ın yerde sırt üstü yatarken de vurulduğunu ortaya koymaktadır. Yerde yaralı vaziyette, savunmasız şekilde yardım bekleyen Furkan Doğan, yakın mesafeden kafasına sıkılan kurşunla bilinçli bir şekilde hunharca öldürülmüştür. İbrahim Bilgen’in ilk önce helikopterden açılan ateş sonucu vurularak yaralandığı, daha sonra yaralı şekilde yerde yatarken yanına gelen askerin bitişik nizamdan kafasına yaptığı atışla hayatını kaybettiği otopsi raporlarından anlaşılmaktadır. Üst güvertedeki İsrail askerlerini fotoğraflamaya çalışan medya görevlisi Cevdet Kılıçlar, patoloji raporlarına göre, alnından, iki kaşının arasından tek bir kurşunla vurularak öldürülmüştür. Bu ölümlere ilişkin tüm rapor ve kanıtlar, İsrail askerlerinin meşru müdafaa tezlerini çürütmekte ve işlenen hukuksuzluğu açıkça gözler önüne sermektedir.


Mavi Marmara davasının ilk duruşması 6,7 ve 9 Kasım 2012 tarihinde görülmüş sonra devam eden duruşmalarla yargılamaya devam edilmiştir. Duruşmalarda ABD, Bahreyn, Belçika, Cezayir, Endonezya, Güney Afrika, Hollanda, İngiltere, İspanya, İsveç, İtalya, Kanada, Katar, Kuveyt, Lübnan, Makedonya, Pakistan, Türkiye, Ürdün, Yemen, Suriye ve Yunanistan vatandaşı toplam 50 yabancı ve 195 Türkiyeli mağdurun ifadeleri dinlenmiştir.

Yabancı katılımcıların her biri, ifadeleri ile bu davanın sonuçları itibari ile Türkiye Cumhuriyeti sınırlarını aşacağını ve TCK’da yer alan “evrensel yargı ilkesinin” gereği olduğunu son derece açık bir şekilde ortaya koymuştur. Duruşmalarda ayrıca saldırının mağduru olan ve aralarında şehit yakınlarının da yer aldığı 84 Türk vatandaşının ifadeleri dinlenmiştir. Duruşmalarda ifade veren her mağdur dinlendiğinde bu kişilerin maruz kaldığı şiddetin boyutları ve etkisinin sürekliliği daha açık bir şekilde anlaşılmıştır. Tanıklıklar sırasında salonda bulunan Filo katılımcıları ve izleyiciler o günlerde yaşadıkları korku, kaygı ve endişeyi bir kez daha hatırlamıştır. Saldırının üzerinden üç yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen her duruşmada tanıkların anlatımı ile olay daha yeni yaşanmış izlenimini bırakmaktadır.

 Ancak şüphesiz en büyük kaybı saldırıda şehit olan dokuz insani yardım gönüllüsünün yakınları yaşamıştır. İsrail askerleri saldırıda kiminin eşini, kiminin evladını, kiminin de kardeşini öldürmüştür. Dolayısıyla onların ifadeleri bu dava için büyük önem arz etmektedir. Davacılardan şehit Necdet Yıldırım’ın eşi Refika Yıldırım; “O benim ve küçük kızımızın tek sığınağıydı. Kızım babasına olan sevgisini mezarından aldığı taşlara gösteriyor. İsrail bizden o kadar değerli bir şey aldı ki, idamlarını istiyorum.” diye haykırdığında âdeta bütün Gazze yetimleri için de haykırmış, Refika Yıldırım’ın bu sözleri salondaki herkesi gözyaşlarına boğmuştur. Ahmet Doğan oğlu Furkan Doğan’ı anlattığında, Çiğdem Topçuoğlu eşi Çetin Topçuoğlu’nun kollarında can verdiğini söylediğinde, Derya Kılıçlar eşi Cevdet Kılıçlar’ın yolculuğa çıkmadan önce ajandasına yazdığı şiiri okuduğunda, Fahri Yaldız’ın annesi sekiz yaşındayken yetim kalan oğlu Fahri Yaldız’ın Gazzeli yetimler için yola çıktığını anlattığında, Ali Haydar Bengi’nin eşi Saniye Bengi, eşi gibi dimdik, haklı bir davanın savunucusu olma gayretini gösterdiğinde, salonda bulunan herkes tıpkı gemideki gibi çok özel, duygu dolu anlara şahitlik etmiştir.

Mavi Marmara Davası’nın görüldüğü Çağlayan Adliyesi’ne dünyanın dört bir yanından gelen Filo katılımcıları mahkemede hem Mavi Marmara şehitleri hem o günden bu yana yoğun bakımda olan Uğur Süleyman Söylemez hem de Filistin halkına karşı taşıdıkları sorumluluk duygusu ile bu davada bulunduklarının altını çizmiştir. Adaletin sağlanması konusunda Türkiye’deki bu mahkemenin kendileri için önemli olduğunu, bunun için Türkiye Cumhuriyeti yargı makamlarına müteşekkir olduklarını beyan etmişlerdir. 


İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ceza davasında, ilk olarak, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nca Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Müdürlüğü vasıtasıyla, İsrailli komutanlara iddianame gönderilerek resmî düzeyde davadan haberdar olmaları için gerekli diplomatik işlemlere başlanmıştır.

6 Kasım 2012 tarihinde görülmeye başlanan duruşmalar ve devamındaki diğer duruşmalarda sanıklar hakkındaki bu tebligat sürecinin netleşmesi, sonucunun takip edilerek İsrailli komutanların davanın gelecek duruşmaya katılımlarının sağlanması öngörülmüştür.

4 İsrailli komutanın yargılandığı  ceza davasının İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 26 Mayıs 2014 tarihli duruşmasında Mahkeme “Sanıkların üzerine atılı suçların nevi, CMK 100/3 maddesinde yazılı olan ve sayılan suçlardan oluşu, yasada öngörülen cezalarının asgari haddi, yargılamanın sanıkların yüzüne karşı yapılması ilkesi ancak sanıkların bu zamana kadar duruşmaya gelmedikleri ve Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü aracılığıyla gönderilen davetiyelere bugüne kadar cevap verilmediği, makul sürenin beklenildiği, buna rağmen sanıkların duruşmaya gelmedikleri ve kaçak durumuna düştükleri anlaşıldığından, CMK 248/5 maddesi gereğince kasten insan öldürmeye azmettirme suçundan dolayı ayrı ayrı yokluklarında TUTUKLANMALARINA ve bu amaçla tutukluluğun yerine getirilmesi için haklarında ayrı ayrı YAKALAMA KARARI ÇIKARTILMASINA”  karar vermiştir. Ayrıca “Yakalama kararı çıkartılan sanıkların yakalamalarının Uluslararası düzeyde yapılıp infazı ve bu infaz için sanıklar hakkında kırmızı bülten çıkartılmasına ve bunun yerine getirilmesi için kırmızı bülten belgelerinin (İngilizceye tercümesi yaptırılarak) düzenlenmesine” de karar verilmiştir. Ancak bu süreçte Türkiye Adalet Bakanlığı tarafından bu karar hukuka aykırı olarak Interpole gönderilmemiştir.

Yargılama devam ederken 28 Haziran 2016’da Türkiye ile İsrail arasında bir anlaşma imzalanmıştır.. Anlaşma 9 Eylül 2016’da yürürlüğe girmiştir.


02 Aralık 2016 tarihli duruşmada  Savcı, ‘Türkiye ile İsrail’in bir anlaşma yaptığı ve bu anlaşmaya binaen bu davanın düşürülmesi’ talebinde bulunmuştur. Mağdur avukatları aşağıdaki hususlarda  itirazlarını sözlü ve yazılı dile getirmişlerdir. 


  • Anlaşma metninin 4. maddesinin hukuken ‘ÖZEL AF’ niteliği taşıdığı ve bu nedenle de TBMM’den 330 oyla (3/5) oyla geçmesi gerektiği, bu şekilde geçmeyen bu anlaşma onay kanununun bu yönden anayasaya aykırı olduğu konusu

  • Anlaşmanın 10 şehidin ilesi ile ilgili lütuf /bağış ödemesini düzenlediği, şehit ailelerinin bu tarihe kadar 1 dolar dahi almadıkları, bu davanın devam edip yargılama cezalandırma talep ettikleri konusu

  • Türkiyeli tüm mağdurların yargılamayı devam ettirmek istedikleri ve bu anlaşmaya binaen bu davanın düşürülemeyeceği ve eğer düşürülürse anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne dava açacakları konusu,

  • Türkiye İsrail anlaşmasının Türkiye vatandaşı olmayan diğer ülke vatandaşı mağdurlar açısından bağlayıcı olmadığı ve yargılamanın diğer ülke vatandaşı mağdurlar için düşürülemeyeceği konusu

  • Türkiye hukuku ve uluslararası hukuka dayalı itirazlar ve bu itirazları bilimsel gerekçelerle izah eden ve yazılı olarak mahkemeye sunulan uzman görüşlerinin içindeki hususlar


09 Aralık 2016 tarihinde yapılan duruşmada Savcı görüş ve talebini tekrarlamıştır. İtirazlara rağmen Mahkeme heyeti bağımsız ve adil bir yargılama koşullarından tamamen uzaklaşıp siyasi tutumunu açık etmiştir. Hiç kimseyi dinlemeden ve hatta ilk kez gelen mağdurların dinlenmesine bile izin vermeden hukuka aykırı davranarak tüm itirazlara rağmen davanın düşürülmesine karar vermiştir.


İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin vermiş olduğu karar mağdurlara tebliğ edilmeye başlanmış, tebligat eline ulaşan mağdurlar İstinaf sürecini başlatmışlardır ve İstinaf İncelemesinin sonucu beklenmektedir.

TÜRKİYE’DE AÇILAN VE AÇILACAK OLAN TAZMİNAT DAVALARI

İsrail silahlı güçlerinin Gazze Özgürlük Filosu’na 31.05.2010 tarihinde gerçekleştirdiği haksız ve hukuksuz saldırı, mağdurlar adına hem cezai hem de hukuki haklar doğurmuştur. Hukuki anlamdaki maddi ve manevi tazminata ilişkin haklar ise kayba uğrayan kişi tarafından şahsen talep edilmesi gereken haklardandır. Şehit yakınları, yaralanan insani yardım gönüllüleri ve tüm diğer katılımcılar, uğramış oldukları maddi ve manevi tüm zarar ve kayıplarının İsrail makamlarınca tazminini içeren maddi ve manevi tazminat davaları açma hakkına sahiptir.

İsrail’den tazminat istenmesi meselesi, dört komutan hakkında açılmış olan Mavi Marmara Ceza Davası’ndan teknik olarak bağımsız bir hukuk sürecidir. İsrail askerleri tarafından saldırıda işlenen bütün suçlar, aynı zamanda, özel hukuk anlamında mağdurlara karşı işlenen birer haksız fiildir. Dolayısıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 49’da yer alan “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” şeklinde düzenlenmiş hüküm gereği, operasyon emrini veren, yöneten ve operasyona bizzat katılan tüm İsrail yetkilileri ve askerlerinin yaşanan ağır hukuksuzluklar ve insan hakları ihlalleri nedeniyle cezai sorumluluklarının olmasının yanında, İsrail Devleti’nin de tüm bu yaşananlarda devlet kamu tüzel kişiliğinin gereği olarak tazminat sorumluluğu vardır. İsrail Devleti, bu noktada personelinin tüm işlemlerinden sorumludur.

Bu sebeplerle tüm mağdurlar ayrı ayrı, el konulan ve iade edilmeyen tüm eşyaları, yaralanma ve alıkonma nedeniyle uğradıkları iş gücü kaybından doğan zararları, ölümler nedeniyle yakınları için destekten yoksun kalma tazminatı ve yaşanan kötü muamele, hakaret ve eziyetler nedeniyle uğranılan manevi zararları için Türk mahkemelerinde tazminat davası açabilecektir. Tazminat miktarları her bir mağdurun saldırıdan maddi ve manevi olarak etkilenme derecesine göre farklılıklar gösterecektir. Başlangıç için İstanbul, Diyarbakır ve Kayseri’de açılan toplam 40 davada, İsrail’den istenen yaklaşık tazminat miktarı 15.000.000 TL’dir. Bu noktada alınacak kararlar, İsrail Devleti’nin Türkiye’de tespit edilecek menkul ve gayrimenkul malları ve özellikle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile yapılan bir ikili anlaşma neticesinde doğmuş veya doğacak olan herhangi bir hak ediş ücreti üzerinden tahsil edilebilecektir.

Saldırıda emir veren veya uygulayan asker sivil İsrailli sorumluların yargılanmasını ve cezalandırılmasını önceleyen mağdurlar, ceza davasının açılmasından sonra Ekim 2012 itibarıyla tazminat davalarını açmaya başlamıştır. Maddi ve manevi tazminat davaları Türkiye’nin Filo’da katılımcı bulunan her ilinde açılmaya devam edilecek ve böylelikle İsrail Devleti’nin Mavi Marmara saldırısındaki haksızlığı, mümkün olan her platformdan alınacak kararlarla tescillenmesini sağlamaktadır. Bakırköy 10. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılmış olan tazminat davasında da mahkeme, “İsrail saldırısının haksız ve hukuksuz olduğuna” karar vererek İsrail Devleti’nin haksızlığını tescil etmiştir. Türkiye’deki birçok farklı yerdeki hukuk mahkemesinde açılmış olan maddi manevi tazminat davaları da devam etmektedir.

İNSAN HAKLARI | ULUSLARARASI HUKUK | ARABULUCULUK
©2020 - Gülden Sönmez - Her hakkı saklıdır.